Şuan sitede 1443 kişi var.                                                                                    

Ana Sayfa
Üyelik
Başlangıç Sayfanız Yapın
Sık Kullanılanlara Ekle
İletişim Bilgisi
 

Sağlık Eczanesi

.

Tel :

0 (424) 218 10 64

Fırat Eczanesi

.

Tel :

0 (424) 212 40 11

»

Nöbetçi Eczane Tam Liste

»

Bağlantılar Tüm Liste

Sizin Dünyanız Hangisi ?

Kitap Tanıtımını İçin Tıklayın

Ajan Salt

Tarihi : 03.09.2010
Sinema : Saray Sinemaları
Sinema Tel : 247 77 55

Başlangıç

Tarihi : 03.09.2010
Sinema : Saray Sinemaları
Sinema Tel : 247 77 55

Büyükler

Tarihi : 03.09.2010
Sinema : Saray Sinemaları
Sinema Tel : 247 77 55

Son Hava Bükücü

Tarihi : 27.08.2010
Sinema : Saray Sinemaları
Sinema Tel : 247 77 55
 

 

11.01.2010

H. Tahsin Fendoğlu

 

 Köşe Yazarlar

Türkiye’de Roman Olmak

TÜRKİYE’DE ROMAN OLMAK

         Manisa`nın Selendi İlçesi`nde 31. 12. 2009 tarihinde (yılbaşı gecesi) sigara içme tartışmasıyla başlayan, sonra da Romanların ev ve arabalarının yakılmasına kadar varan ve Roman vatandaşların ilçeden (Selendi) çıkarılmasıyla sonuçlanan olayların yarattığı tartışmalar davam ediyor.
        Bilindiği gibi, belirli bir anne-babadan doğmak bir tercih sorunu değildir. Kişi, çok zengin, aristokrat, ünlü birilerinin çocuğu olabileceği gibi çok yoksul, kenar mahalle çocuğu da olabilir. Irk, cins ve doğum mekânı kişinin tercihine bağlı değildir. Bu nedenle insanlar arasında ayrımcılık yapmanın, adaletsiz davranmanın mantığı ve dayanağı bulunmamaktadır.
      “Türkiye’de Roman Olmak” konusu dört açıdan incelenebilir. Birincisi, “Roman” kelimesinin Türkiye’de kullanımının doğru olup olmadığıdır. İkincisi, “Roman Açılımı” sonrasında bu olayın patlak vermesi nedeniyle, Roman açılımının faydalı olup olmadığı konusudur. Üçüncüsü bu sorunun insan hakları problemi olup-olmadığıdır. Dördüncüsü de yapılması gereken çalışmalardır. Bu dört sorun üzerinde kısaca durmakta yarar vardır.
       Birinci sorun “Roman” kelimesinin kullanımının doğru olup olmadığıdır. Roman kelimesi Türkçede halk arasında kullanılan bir kelime değildir. Türkiye’de halk arasında yerleşik tabir “Çingene” kavramıdır. Roman kavramının kullanılmasının nedeni, uluslar arası bir kavram olması, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği belgelerinde kullanılıyor olması ve Çingene kelimesinin Türkçede çok da olumlu imajlar vermemiş olmasıdır. Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı ve Türk Dil Kurumu’nun yayımlamış olduğu yayınlarda “Çingene” kavramına olumsuz imajlar yüklendiği için Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı (BİHB) yaptığım dönemde bu kavramların düzeltilmesi için ilgili birimlerle yazışma yapılmış, talebimiz bu birimlerce kabul edilmiş, tüm illerin Milli Eğitim Müdürlüklerine de iletilen bu talebimiz uygulanabilmiştir. Bu suretle tüm Bakanlıklarımızda Çingene kavramına yönelik olumsuz imajlar kaldırılmış ve kaldırılmaya da devam edilmektedir. Uluslar arası bir kavram olan “Roman” kelimesine karşı çıkanların gerekçesi, bu kavramın giderek ulusal bütünlüğümüze zarar verebilir bir hale dönüşebilmesi riskidir. Özellikle Avrupa’ya dağılmış ama Asya, Afrika ve dünyanın her tarafına yayılmış Romanların giderek kendi yaşadıkları ülkelerinde sorun olabilmeleri riskidir. Belirtilen bu risk iddialarına katılabilmek mümkün gözükmemektedir. Bu nedenle ülkemizde kullanılan Çingen veya Çingene kelimesi yerine Roman kavramının kullanılmasının yerinde olduğunu düşünmekteyim.
       İkinci sorun, “Roman Açılımı” sonrasında bu olayın patlak vermesi nedeniyle, Roman açılımının faydalı olup olmadığı konusudur. Bizce, Sayın Devlet Bakanı Faruk Çelik’in koordinesinde yapılan Roman Açılımı Çalıştayı’nın zararlı olabilecek bir yönü bulunmamaktadır. Çünkü Türkiye’de Romanlar,ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan hassas kesimlerdendir (vulnerable groups). Şöyle ki (a) Romanlar, ekonomik açıdan, genellikle dar gelirliler arasında yer almaktadır, daha iyi koşullara sahip olabilmeleri gerekmektedir. (b) Sosyal açıdan ayrımcılığa maruz kalabilmektedirler. Örneğin İstanbul’un bazı ilköğretim okullarında okuyan Roman çocuklara karşı arkadaşları “itici” davranabilmektedir. Bu sorununun önemli bir eğitim problemi olduğu açıktır. Eğitimin kaynaştırıcılık işlevi asla göz ardı edilemez. (c) Roman kültürünün yaşatılabilmesi sorunudur. Örneğin Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında evlerinden çıkmaları için zorlanan Sulukulelilerin problemi önem taşımaktadır. Başbakanlık insan Hakları Başkanlığı yaptığım dönemde, İstanbul Valiliği`ne gönderdiğimiz bir yazıyla Sulukule olarak adlandırılan ve 759 hak sahibi, 303 kiracı olmak üzere, aileleriyle beraber 3 bin 500 kişinin, ikamet ettiği Neslişah ve Hatice Sultan Mahalleri`nde "Kentsel Dönüşüm Projesi" kapsamında yer değiştirmeye zorlandığı, yer değiştirme nedeniyle mahalle halkının çok ağır ekonomik ve sosyal koşullarla karşı karşıya kaldığı ve özellikle de çocukların bu durumdan olumsuz etkilendiği iddialarının araştırılması istenmiştir. Konunun İstanbul İl İnsan Hakları Kurulu gündemine alınması, gerekli inceleme ve araştırmanın Kurulca yapılması, konunun insan hakları ihlali olup olmadığına karar verilmesi talep edilmiştir. Ezcümle, Sulukule sorununun çözümü yolunda o dönemde tarafımızca da gayret gösterilmiştir. Ayrıca o dönemde yaptığımız kamuya açık toplantılara Roman temsilcilerinin konuşmacı olarak katılımı sağlanmış ve Romanların yaptığı toplantılara tarafımızca katılım sağlanarak açılış konuşmaları yapılmış, konunun önemine dikkat çekilmiştir.
      Kısaca Türkiye’de Romanlar,ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan hassas kesimlerdendir ve yapılan Roman Çalıştayının, bu ve benzeri sorunların çözümü yolunda katkısı olabilecektir.
     Üçüncü sorun, bu konunun bir insan hakları problemi olup-olmadığıdır. Bu soruya çok açık olarak bir insan hakları sorunu diyebiliriz. Çünkü yukarıda yazdıklarımızdan da anlaşılacağı üzere, konunun kamu hukuku karakteri çok açık ve nettir.
        Ve nihayet Dördüncü sorun bu konuda yapılması gereken çalışmalardır. Sorun görüldüğü gibi tüm kesimleri ilgilendirmektedir.Genel olarak zihniyet transformasyonu konusunda Milli Eğitim Bakanlığına, Kültür Bakanlığına görev düşmektedir. Ayrıca ayrımcığın önlenmesi konusunda, Anayasa’nın 133. Maddesi uyarınca medyanın düzenleme ve denetlemesini yapmakla görevli anayasal organ olan RTÜK (Radyo Televizyon Üst Kurulu) işlevini yerine getirmek durumundadır. Tolerans kültürü, karşı kimliğe saygı, ayrımcı olmamak ve insan haklarına saygıyı geliştirmek-teşvik etmek yapılması gereken değişimlerdir. Türkiye’de yapılması gereken, yasal değişim olmayıp, zihniyet devrimini gerçekleştirmektir.

 Yazarın Diğer Köşe Yazıları

Lozan Antlaşması ve Heybeliada Ruhban Okulu     /  02.09.2010

Anayasal Açıdan Heybeliada Ruhban Okulu      /  23.08.2010

Türk Yargısı Neden Bir Dünya Markası Değildir     /  16.08.2010

Televizyon Terörün Oksijenimidir ?     /  28.07.2010

İsrail’e Karşı Dava Açılabilir mi?     /  12.07.2010

Medya ve Terör     /  29.06.2010

Filistin ve İnsan Hakları     /  07.06.2010

Sokağa Hâkim Olanın Borusu Öter     /  31.05.2010

Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru     /  30.03.2010

Yargıçlar Devleti     /  24.02.2010

  1 | 2 |

  Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Elazığ Haber Ayrıntı