“YÜCE TÜRK MİLLETİ” DONKİŞOT’ luk Bu OLSA GEREK… - Bahaddin Yeşilkaya

“YÜCE TÜRK MİLLETİ” DONKİŞOT’ luk Bu OLSA GEREK…


 

Aslında bu kafa bugüne mahsus bir kafa değildir. Bu hastalıklı kafa, maalesef ülkemizin de bulunduğu bu coğrafyada asırladır süre gelen bir hastalıktır. Bu öyle bir müzmin öyle sinsi bir öyle kahpe bir hastalık ki, hep pusu halindedir. En ufak bir zafiyette kafasını sakladığı delikten çıkarır, ben yok olmadım buradayım dercesine kendini gösterir.

Eğer bu kafaya anında ve zamanında uygun yol ve yöntemle müdahale yapılmadığı takdirde tüm bir bünyeyi metastaz yaparak im Mun sistemi dumura uğratması, çökertmesi, savunmasız duruma düşürmesi kaçınılmaz bir gerçektir.

Çünkü bu böyle iğrenç böyle alçak ve kahpe bir hastalıktır.

Bu hastalıklı kafa bu coğrafyada hayat bulması, nükset etmesi tabii ki, öyle durup dururken bu topraklar da ortaya çıkmamış ve çıkmış değildir.

Bunun mutlaka bir mazisi vardır, bir hikâyesi vardır, bir yaşanmışlığı vardır. Bu öyle gökten zembille inmiş bir hastalık değildir. Tıpkı bugünler de KOVİT-19 Virüsünde de olduğu gibi. Güçlü bağışlık sistemini sevmez. Orda yenileceğini bilir.

Temel gıdası zayıflıktır, zafiyettir.

Maalesef ülkemizin de içinde olduğu bu coğrafya, son bir buçuk asırdır en zayıf ve zaaf durumunu yaşadığı bir gerçektir.

Bunun tek ve yegâne nedeni; yapıların ve sistemlerin maksatlı olarak zayıf kılınması.

Neden derseniz eğer, müdahaleye açık ve operasyon çok daha kolay olsun derim.

Çünkü bu coğrafyanın hemen hemen tümünde bu coğrafyanın kimyasına yabancı idari yapılar ve yönetim sistemleri uygulanarak büyük kaos ve toplumsal karışıklara meydan vermesi amaçlanmıştır.

Hal böyle olunca bu yapıların efendileri arzu ettikleri her türlü emellerini çok kolay bir şekilde istismar ederek amacına ulaşmaktır.

Hiç mi hiç uzağa gitmeye gerek yok.

Son yarım asırda ülkemizde olan bitenlere hemen hemen herkes canlı şahittir.

Yüzyılın başında hatta imparatorluğun son dönemlerinde yabancı menşeili yapılar ya da fikirler nükset ederek koca bir imparatorluğu zehirlemiş ve dağılma sürecine sokarak parçalamıştır.

O yetmemiş kurulan yeni devlet yapısını da zehri zerk etmekten geri kalmamıştır.

Tabiatıyla bu yeni bünye virüse karşı tepkisini koyduğunda sistemin efendileri durumdan vazife çıkararak müdahale etmeyi bir hak olarak görüp el koyuyorlar.

Ve hem de “YÜCE TÜRK MİLLETİ” diye başlayıp nutuk atıkları gibi.

Hal bul ki, millet bu kafaya şunu demeli dir!

Arkadaş sen kimsin?

Kimin adına bu cürette bulunuyorsun?

Benim adıma bu yetkiyi kim sana verdi?

Yoksa bunlar pervazsız bir şekilde bu Donkişotluğa devam edeceklerdir.

Çünkü karşımızda böyle bir kafa var.

Yani Memleketin gerçek “SAHİP”leri

Evet, ben demiyorum kendi “TARİF” leri dir.  Diyorum.

Zira bu zümre, bu milletti beyaz Türk, siyah Türk gözü ile bakıyorlar.

Yani bir nevi zührevi ayırımcılık.

İşte böyle bir hastalıklı kafa ile karşı karşıyayız.

Bu hastalıklı kafadan bu coğrafya behemehâl ve ivedilikle kurtulmalı ve de dur demeli.

Bu “KAFA” ya bir şekilde bir radikal operasyon yapılmalı

Ve bu “UR” bu milletten temizlenmelidir.

 Tabii ki farkında olarak, bu hastalık, dünden bugüne zuhur edilmiş, peyda olmuş değildir.

 Çünkü bu bir sosyolojik durumdur. Rehabilitasyonu hayli bir zaman alacaktır.

Bunun da farkındayız.

Ama bir şekilde bu memleket bu coğrafya tez zamanda bu patolojik “KAFA”dan kurtulmalıdır.

Aksi durumda bu millet, bu topraklar, bu hastalıklı kafadan çok zarar görecektir.

Çok büyük bedeller ve büyük fatura ödemeye devam edecektir.

Tıpkı son bir asırda bir çok Fatura ve bedelleri (27 Mayıs,12 Mart,12 Eylül,28 Şubat ve bir çok muhtıra ve bildiriler…) ödediği gibi.

Onun için bu millet bu kafaya karşı diri olmak diri kalmak zorundadır.

Zira bu kafa asla gevşemeyi kaldırmaz.

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI