DUYARLILIK


 

İnsanların hayatı boyunca duyarlılık gösterip üzerine titrediği konular ve olaylar vardır. Öncelikle kendi şahsi hayatı, geleceği ve rahatı için duyarlılık göstermeli insan. Ardından da yakın çevresinin, akrabaların ve toplumun diğer kesimlerinin haklarına riayet etmeli ve onların da geleceklerine katkı sunmalıdır.

Bir insan bu özellikleri ile birlikte eğer inandığı ve gönül verdiği bir misyonu varsa, o davayı, kendisi, şehri, ülkesi ve hatta dünya için gerekli ve elzem görüyorsa bu konudaki duyarlılığı daha da artmalı ve bedel ödemek pahasına inandığı doğruların hâkim kılınması adına fedakârlık yapmalıdır.

Ulvi ve kutsi davalar, hiçbir karşılık beklemeden, hiçbir gelecek hesabı yapmayan, sırf Hakkın rızası ve hakkın mutluluğu için fedakâr insanların omuzları üzerinde yeşerir ve büyür. Bugün yeryüzünde iyilik hareketi olarak doğan ve büyük yakı uyandırıp insanları mutlu kılan tüm düşüncelerin isimsiz kahramanları vardır ve bunlarla bu dava anlam kazanmış ve büyümüştür.

Böylesine ulvi davalarda ilk başından beri bulunmak ve saf tutmak ve fedakârlık etmek önemli bir payedir ve bir o kadar da mübarektir. Önceleri küçümsenen, hor görülen, bu davada bir nefer olarak samimiyetle koşan insanlara müstehzi ve alaycı gözle bakanlar, bu hareketin düzülen kervanını ve tünelin ucundaki ışığı görünce trene korsan da olsa atlayıp kısa sürede ön saflarda yer alanların gayri samimiyetlerini de görünce insanın inandığı değerlerden ve ilkelerden de uzaklaşası geliyor.

Büyük davaların elbette büyük liderleri ve hedefleri olur. Liderin etrafında bulunan isimlerin ve yetki verilen kişilerin, davaya katkı sunmak, davanın bir adım daha yükselmesine katkı sunmak gibi önemli bir görev, sorumluluk ve veballeri vardır. Lider, bu kişileri kendisinin yükünü hafifletmek ve yük almak için görevlendirmiş ve bu konuda güvenmiştir.

Zaman içerisinde kendilerine güvenilerek verilen görevleri, davasının yücelmesi ve yükselmesi için kullanmak yerine kendisinin ya da hizmetinde ve emrinde olduğu üçüncü şahısların emellerini gerçekleştirmenin aracı olarak kullanılması durumu ortaya çıkınca davanın tüm manevi havası ve tılsımı da bozulmuş olur.

Her bir misyonun elbette bir ömrü ve vadesi vardır. Semavi dinler hariç her bir beşeri ideoloji ve misyon zamanla ya değişime uğramaya ya da tamamen tedavülden kalmaya mahkumdur. Bir yapı, halka ne kadar fayda sağlıyorsa, yaşamı kolaylaştırma ve insanları mutlu etme noktasında ne kadar başarılı oluyorsa yaşama ömrü de o derece uzun olur.

Nasıl bir orduyu kendi içindeki dedikodular ve fitneler bozuyorsa, bir ideolojik ya da siyasi yapıyı da yine kendi içindeki ikincil, üçüncül düşüncesi olan ve davanın menfaati yerine kendi menfaatlerini düşünen insanlar bozar.

Burada esas olan ve doğru olan kendisine emaneten verilen her bir görevde ve yetkide şahsi düşünmek yerine davanın geleceğini ve insanların mutluluğunun devamını düşünmektir. Böyle davranılmadığı, manevi bir mesuliyet duyulmadığı zaman sonun başlangıcını da tohumları ekilmiş olur.

Meşhur sözdür; bir mıh bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu ya muzaffer eder ya da hezimetin kapısını aralar. Bir çivi dememek, bir fert dememek lazım. Kutlu davalarda her bir ferdin ve neferin katkısı ya da geri durması sonuçta etkilidir ve önemlidir.

Neferlerinin gönül huzurunun olması, yapılanları kalben ve aklen onaylaması, davanın uzun süre daha baki kalması demektir. Ancak tersi bir durum olursa da yarınlarda “neden böyle oldu?” gibi bir soruyu karışışınızdakine sorma şansınız kalmamış demektir.

serkangurturk@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
10Haz

Sermin Balık ve Misyon

03Haz

Niyet Hayr,Akıbet Belli

27May

Bürokrasi, Siyaseti Bitiriyor

20May

Şehir Bunu Hak Etmiyor !

10May

BAYRAMSIZ BAYRAM