SİYASETTE İHTİRAS “TARİHİN SONU” BU OLSA GEREK


 

İnsanlık tarihi hep diyalektik mücadele üzerinden yeryüzünde var olmaya ve bu uğurda düşünce dünyasını hâkim kılmaya çalışa gelmiştir. Bu insana has bir haslettir ve fıtridir.  

Aslında özü itibar ile bir hayat felsefesi mücadelesidir.

Bu mücadelede iyi den ya da, kötü den yana olmak vardır.

Yani ya “Hak ”tan ya da “Batıl” dan yana. İki kere iki dört ettiği gibidir.

Bu kaide insanlıkla yaşıttır ve de değişmez. Hep var oldu ve hep var olacaktır.

Çünkü “HAK” ta; doğru olmak vardır, adil olmak vardır, hakkı gözetmek vardır, dürüst olmak vardır, samimi olmak vardır, iyilik yapmak vardır, ahlaklı olmak vardır, yalana yer yoktur, hâsılı kelam kâinatta her bir zerreye karşı sorumlu olmak vardır.

Aksi hal her bir hareket her bir eylem insanlık için kötülüktür, nifaktır, fitnedir, fesatlıktır ve huzuru bozmaktır.

Bütün bu davranışlar hem fert planında hem cemiyet hayatında ve hem de devlet yönetiminde olmazsa olmazdır.

Tabii ki, bu sayılan her bir davranışın beslendiği, güç aldığı bir arka planı bir arka dayanağı vardır. Diğer ifade ile tümünün üstünde insana ait bir büyük irade vardır.

Bu irade kimi zaman kaynağı beşer, kimi zaman da farklı da olsa dayanağı teolojiktir.

Bu iradi kavramlar, insanlık tarihinde çeşitli dönemlerde ve zamanlarda farklı biçimlerde uygulanıyor olmuş olsa da, özü pek te değişmiş sayılmaz.

En azından İslam öncesi ve sonrası az ya da çok insanlık, hangi bir dönemde hangi bir anlayış, düşünce yol yöntemle muhatap kılındığı, bilinen tarihi kayıtlarla aktarılmıştır.

Biz yine bunu çok iyi biliyoruz ki, İslam öncesinde insanlık, ne denli haksızlıklar içinde bir yaşam sürdüğü, dönemin rivayet eden tüm kayıtlarda sabittir.

İslam’la birlikte insanlık, yepyeni bir fazla bir başka dünya ile tanıştı. Her bir ilişki kökten bir değişime uğradı.

Bu büyük tanışma bu büyük devrim, geçmişe ait her türlü alışkanlık, hayat tarzı, yaşam biçimi ve toplumsal ilişkiler olsun tümden her birini yerle yeksan etti.

Bu yeni büyük “DEĞİŞİM” demek, yeni bir aile yapısı demek, yeni bir komşuluk ilişkisi demek, yeni bir sosyal ve toplumsal ilişki demek, yeni bir alış veriş ve ticaret demek, hâsılı kelam yepyeni bir statü yepyeni bir dünya demektir oldu.

Bunun anlamı; iki “DURUŞ”  iki “DÜNYA” . Yani, İSLAM ve Diğerleri.

Merkezde “Hak” vardır, “Kuvvet” vardır.

Diğer bir ifade ile DEĞERLER Çatışması.

Bu değerler kimi zaman dini, kimi zaman beşeridir.

Ama her şeye rağmen yaslanan bir anlayış vardır bir kültür vardır.

Bu anlayışlar günümüz de medeniyet ya da uygarlıklarla da ifade edilebilir.

Doğu, Batı ya da Uzakdoğu medeniyeti gibi…

Ancak tüm bunların dışında yakın tarihimizde insanlık, kominizim ve kapitalizm gibi yeni teori, kavram ve ideolojilerle, iktisadi ve sosyal hayatı topyekûn olarak birçok yeni yaklaşım ve anlayışlarla tanışarak, karşı karşıya bırakıldı.

Bu yeni ideolojik yaklaşımlarla sömürü düzeni çok daha azgın, âdete vampirleşerek, zengin daha zengin fakir daha fakir olmuştur.

Bu ideolojik yapılar tüm bu olan bitenle yetinmeyerek geçtiğimiz yüzyılı kutuplaştırarak sömürü düzenini bir başka boyuta taşımıştır.

Bu da yetmemiş, şimdilerde bu ideolojik enstrümanlarını farklı bir anlayışı olan “tarihin sonu” boyutu ile bir anlamda insanları; İlkesiz, omurgasız, kişiliksiz, şahsiyetsiz ve karaktersiz yapmıştır.

Diğer bir ifade ile tam bir ahlaksızlık, tam bir şerefsizlik, tam bir haysiyetsizlik, tam bir onursuzluk.

Aslında bu ideolojik yaslanmanın tam da adı kahpeliktir. Alçalma da düzeyin olmadığı nokta.

Yani ahlakta en dip ve izahatta olmayan yer.

Yani tam bir renksizlik hali…

Ülkemiz, son on yıldır bu renksizliği, bu omurgasızlığın ve ilkeliksizliğin dik alasını yaşamakta.

Hâlbuki siyaset bir değerler bütünüdür. Her ne amaçla yapılırsa yapılsın siyaset, bir büyük ahlak gerektirir.

Her bir siyasette bir renk vardır, bir omurga vardır, bir şahsiyet vardır, bir onur vardır, bir ilke vardır. Bu vasıflarla siyaset anlam kazanır, kişilik kazanılır.

Vasıftan yoksun bir siyaset adı siyaset değildir. Olsa olsa bir çeşit namert siyaset olur, kahpe siyaset olur.

Ne yazıktır ki, şimdilerde bu NAMERT siyaseti, bu kahpe siyaseti ülkemiz, siyasi kin, nefret ve ihtiras uğruna bir araya gelen, üstelik siyasi tüm iddialarından, geçmişlerinden ve ideolojilerinden vazgeçmiş, İlkesiz, renksiz, çapsız, kifayetsiz ve omurgasız benzemez sürü sahibinin kim yada kimler olduğu bilinen bir sürü partilerin siyasetinin dik alasını yaşamaktadır.

Bu ülke bu millet bu alçak anlayışı hiç mi hiç hak etmiyordur.

Bu omurgasız, renksiz ve çapsız tiyatro siyaseti mutlaka ama mutlaka bu milletin iradesi ve büyük ferasetiyle ile son bulmalıdır.

Çünkü bu feraset bu basiret bu millette mevcuttur.

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI